Author Archives: Emel Ceylan

Aşk Gökyüzüne Sarıkız Kanadıyla Uçar

Aşk Gökyüzüne Sarıkız Kanadıyla Uçar

Onat Kutlar’a saygıyla

 

Ağustos sıcağı, her yanı sarart­mış ama Kazdağı’nın çamlarına dokunmamış. Eski adı İda olan burası; tanrıların yurdu, barınağı. Gün, güneşi uğurlarken; çamın yeşiliyle denizin mavisi birbirine karışıp aşk şarkıları söylüyor. Güneş çekilince de, ulu çam ağaçlan, Koca Zeus’un korku­suzluğunu, estiriyor. O sıcak Ağustos günü elimde çantalarla minibüsün birinden inip birine binmiş, tepesinde tanrıların se­viştiği bu kutsal dağın sırlan pe­şinde koşup durmuştum. Bilge kişi, arayan bulur, der. Ben de, sonunda doksan yaşında, günle­rini Kaz Dağı’nı seyredip söyleş­mekle geçiren, bir genç kız bul­muştum: Gözleri aşkın ve sevgi­nin ışıltılarını saçıyordu; … devamını okuyun

Deniz Kızı

Deniz Kızı

Sevmenin sevişmenin tadı büyük diyen bilge kişi, aşkın, sevginin bin bir türünü anlatır meraklı kişiye. Tanrının tek olmadığı tanrıların olduğu dönemlerde büyülüymüş sevmek de sevişmek de. Ne gün ne zaman tanrı cinsiyetsiz, tek oldu, sevmenin sevişmenin büyüsü eridi gitti. Neyse ki içinde merak denen deliliği yitirmeyen insanoğlu sevmenin sevişmenin büyüsünü, tadım, türlerini düşünür arar durur: kimi zaman adına efsane der, kimi zaman sanat, kimi zaman da yaşadım der geçer alçakgönüllü bir biçimde, şimdi size anlata­cağım öyküyü bir Anadolu kasabasında rastla­dığım yaşlı bir müze müdüründen dinledim.

Akdeniz’in dalgalarının, renklerinin bin bir … devamını okuyun

Amaç Hizmet mi, Yoksa Sömürmek mi?

Amaç Hizmet mi, Yoksa Sömürmek mi?

“Halkı sömürmek yerine halka hizmet geleneğini kurmak için elimizden geleni yaptık… Eğer bir gün gelir de — ki, o günün geleceğini sanmıyorum — yayıncılık, insanda olan üstün değerlere değil de, düşük değerlere hitap edecek olursa, o zaman ülkenin kendisi çok düşmüş demektir.”

— Lord Reith, BBC’nin ilk Genel Müdürü, 1931

1979 Şubat’ında yirmi günü Londra’da TV seyrederek geçir­miştim. Türkiye öyle bunalımlı günler yaşıyordu ki, zamanımı otel odasında üç kanal renkli televizyon başında ge­çirmek, başkalarına haksızlıkmış gibi­me geliyordu. Dönüşümde, bu yirmi günün çok yararlı olduğunu gördüm; yayıncılıkla ilgili bazı kavramlar ka­famda … devamını okuyun

Ekranda Hoşgörü ve Şiddet

Ekranda Hoşgörü ve Şiddet

Bazen birine kızdığımda, elime bir sopa geçirip kızdığım kişiyi, canını acıta acıta dövmeyi içimden geçirmişimdir. Vardığım yargıda kendimi öy­lesine haklı bulmuşumdur ki, dövme eylemi çok doğal oluvermiştir. Çocukluğumda babamın çok kızdığı zaman “sana bir tokat atarsam, beş parmağımın izi kalır”, diye davranışlarımı denetlediğini hiç unutmam. O tokadı yediğim de olmuştur doğrusu. Başkala­rını bilmediğim için kendimden örnekler verdim. Birçok kişi­nin bu söylediklerimi yadırga­yacağını sanmıyorum.

Son günlerde şiddet olayla­rından söz ediyor, televizyonun şiddet olaylarındaki rolü üze­rinde duruyoruz, hoşgörünün olmadığından yakınıyoruz. Ama sanırım hoşgörü kavra­mının neyi anlattığını pekiyi bilmiyoruz. Çoğumuz sanıyor ki hoş … devamını okuyun

Fellini’ye Merhaba

Fellini’ye Merhaba

“Herkesin, gerçeği kendisinin bulması gerektiğine inanırım. Benim filmlerimin sonu olma­masının nedeni budur; hiç birinin basit bir çözümü yoktur. Bir sonuç çıkarılan öykü anlatmayı, kelimenin tam anla­mıyla ahlâksızlık olarak düşünürüm. Perdede bir çözüm sunduğunuz an, se­yirciyi kaldırıp atıyorsunuz demektir; çünkü onların yaşamlarında çözümler yoktur. Sadece bir insanın öyküsünü anlatmanın daha ahlâklı olduğunu dü­şünürüm.” *

Fellini, kendisiyle yıllar önce ya­pılmış bir röportajda söylemiş bunları.

Savaş sonrası İtalyan sinemasında­ki akıma “Yeni Gerçekçilik” adı veril­mektedir. Sinema, o güne kadar ço­ğunlukla güzeli göstermekle yetinmiş, gerçek yaşamda güzellikle çirkinliğin bir arada olabileceğini gözden uzak tutmuştur. Yeni … devamını okuyun